top of page

Yeşilçam: Sadece Eski Bir Hatıra mı, Yoksa Ruhumuzun Aynası mı?

  • avatalayyerebakan
  • 12 May
  • 2 dakikada okunur

Bugün biraz eskilere, aslında hiç eskimeyen, olur olmadık vakitlerde bazen pazar sabahı bazen akşamüstü bizi televizyon başına kilitleyen dünyaya; Yeşilçam’a gidelim. Ama öyle sadece nostalji olsun diye değil; bu sinemanın sanatla, siyasetle ve bizimle olan o derin bağını anlamak için.

Dünya sineması denince akla gelen o devasa üçlüden biri Yeşilçam’dır: Hollywood, Bollywood ve Yeşilçam. Bizim sinemamız, sadece bir eğlence aracı değil, aslında koca bir milletin rüya âlemidir. Hatta öyle ki,  70’lerde bizim Cüneyt Arkın filmlerimiz İran’da kapalı gişe oynuyordu.

Çok kişi Yeşilçam’ı Hollywood filmlerini kopyalamakla eleştirir. Ama durum hiç de öyle basit değil. Evet, bizde de Mike Hammer tarzı polisiye ya da İtalyan Yeni Gerçekçiliği'nin izleri vardı ama bizim yönetmenlerimiz o hikâyeleri alıp bu toprağın hamuruyla yoğurdular. Mesela Ömer Lütfi Akad, bir yabancı filmi seyredip ondan ilham alsa bile, onu toplumsal bir gerçekliğe oturtmadan rahat etmezdi. Bizim sinemamız, o batılı formları yerlileştirerek kendi özgün dilini yarattı.

Yeşilçam'ın o samimi diyaloglarının arkasında kimler vardı? Kemal Tahir ve Orhan Kemal gibi isimler. Bu yazarlar, senaryolara sadece hikâye değil, bir toplumsal duruş da kattılar. 1970’lere geldiğimizde ise sinema daha da devrimci bir çizgiye kaymaya başladı ve Ertem Eğilmez’in o meşhur aile filmlerine kadar sızdı.

Ertem Eğilmez demişken onun filmlerinde o meşhur "Arzu Film" kadrosunu (Münir Özkul, Adile Naşit, Kemal Sunal...) izlerken aslında bir dayanışma siyaseti izliyoruz. Eğilmez, kendisini bir sosyalist olarak tanımlasa da bu fikrini filmlerine kaba bir şekilde değil, o sıcak insan hikâyeleri üzerinden yediriyordu. Mesela Adile Naşit, sadece gülen bir anne figürü değil; kendi kişisel trajedilerini sinemanın o büyüleyici dünyasıyla aşan, halkın içinden bir kahramandı.

Bugün Nuri Bilge Ceylan veya Yüksel Aksu gibi yönetmenlerin filmlerinde bile o Yeşilçam "siluetini" görmek mümkün. Çünkü Yeşilçam, sadece bir dönem değil, bu coğrafyanın anlatı geleneğidir. Melodramlarımıza baktığınızda, onların aslında Batı’nın kulu kölesi olmaya karşı bir direnç gösterdiğini, kendi kültürel kodlarımızı korumaya çalıştığını fark edersiniz.

Özetle, Yeşilçam bizim hiç kaybolmayan siluetimizdir. O filmlerdeki fakir ama gururlu genç, aslında o dönemin siyasi ve sosyal dönüşümlerinin bir yansımasıdır. Bir dahaki sefere bir Yeşilçam klasiğine denk gelirseniz, sadece o güzel müziklere değil, arka plandaki o devasa insan panoramasına da bir göz atın derim.


-Kurtuluş Kayalı'nın Yeşilçam Sinemasının Hiç kaybolmayan Silüeti adlı makaleden mülhem yazılmıştır.

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
TÜRK SAĞI NEREDE?

Türkiye’de "sağ siyaset" denilince akla sadece seçimler veya partiler gelmez; aslında bu, halkın kendi değerlerini, inancını ve tarihini koruma çabasının bir özetidir. Bugün "Türk sağı nerede?" diye s

 
 
 
Türkiye'de Sol Ne Kadar Sol Ne Kadar Sağdır?

Türkiye’de siyasetin en çok tartışılan ama belki de en az anlaşılan kavramlarından biri "Sol"dur. Türkiye'de sol ne kadar soldur ve ne kadar sağdır?. Bu sorunun peşine düştüğümüzde, karşımıza sadece b

 
 
 

Yorumlar


bottom of page